Değerli ziyaretçi; SSK ve Bağ-kur Ücretli Emeklilik Hesaplamaları ve Emeklilik Başvuruları için Hizmet veriyoruz. Emeklilik başvurusu ciddi iştir yanlış başvuru yaparak mağdur olmayın. Bize danışın...

SSK VE BAĞ-KUR EMEKLİLİK HESAPLAMA
• En Erken Nereden ve Nasıl Emekli Olacağınızın Tespiti • SSK ve Bağ-kur Emeklilik Başvuruları • Emeklilik Hesaplama • Hizmetimiz Ücretlidir.
SSK ve Bağ-kur Sorularınız İçin Yazın: 
emeklilikuzman@gmail.com

Ali ÖZTÜRK Ekonomist - emeklilikhaber.com

Emeklilikte Son 3,5 Yılın Önemi ve Hizmet Birleştirmesi

EMEKLİLİKTE SON 3,5 YILIN ÖNEMİ VE HİZMET BİRLEŞTİRMESİ

Emekli aylığının hangi şartlara göre nasıl bağlanacağı 1 Ekim 2008’den önce ve sonrasında sigortalı olanlara göre farklılık arz etmektedir.

Buna göre;

Emekli aylığı nasıl bağlanır?

1 Ekim 2008’den önce sigortalı olanlar için emekli aylığın nasıl bağlanacağı 2829 sayılı “Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi” Hakkında Yasayla düzenlenmiştir. Buna göre; Birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere aylığı bağlayıp ödeyecek kurumun tayininde, sigortalıların emeklilik tarihinden geriye son yedi yıllık fiili hizmet süresi olan (360×7=2520 gün) esas alınır. Fiili hizmet süresindeki son 7 yıldaki sürenin durumuna göre iki farklı şekilde tespit edilir.
1- Son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan yasaca, aylık bağlanır.
Örneğin: son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde sadece iki kurumda çalışmışsa 1261 gün (3,5 yılı aşan ) hizmetin bulunduğu yasaya göre, üç yasada çalışmışsa en fazla hizmetin bulunduğu yasaya göre hesaplanır.
2- Son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu yasaya göre aylık bağlanır ve ödenir.
Örneğin: son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde önce Bağ-Kur’lu olarak 1260 gün sonra SSK’lı olarak 1260 gün çalışan sigortalıya SSK şartlarına göre aylık bağlanır.
Bununla birlikte 1 Ekim 2008’den sonra sigortalı olanların emekliliği için kişinin tüm çalışma hayatı boyunca en fazla hangi statüde (memur, işçi, esnaf) çalıştığına bakılır ve hangisinde fazla ise o statüden aylık bağlanır.

Fiili Hizmet Süresinde askerlik borçlanması gibi borçlanmalar dikkate alınır mı?
Kanuna göre son yedi yıllık fiili hizmet süresi olarak değerlendirilen süre sigortalının bil fiil çalıştığı süredir. Bu sürenin hesabında askerlik borçlanması, yurt dışı borçlanması gibi süreler söz konusu yedi yıllık süre içinde ise dikkate alınır. Diğer türlü alınmaz. Çünkü borçlanma ile borçlanma yapılan süreler satın alınır. Örneğin 1980 yılında askerlik yapan kişinin borçlanma yapması durumunda 1980 yılındaki askerlikte geçen süreyi satın almış olur. Bu sebeple tekrar etmek gerekirse eğer bu süre son yedi yıllık süre içinde değilse dikkate alınmaz.

Diğer Kurumlarda Geçen Hizmetler Nasıl Birleştirilir?
Artık Kurumlar Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında toplandığı için birleştirme için sigortalı veya hak sahiplerinin ilgili Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü/Merkezlerine yazılı olarak hizmet birleştirmesi konusunda müracaatında bulunması gerekmektedir.

Birleştirilecek Süreler Hangileridir?
Hizmet birleştirmesinde sadece; SSK’lı (4/a’lı), Bağ-Kur’lu (4/b’li), T.C. Emekli Sandık’lı (4/c’li) ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının geçici 20 nci maddesine göre kurulan emekli sandıklarına bağlı olarak geçirilen süreler aynı tarihlere rastlamamak aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilecektir.
-Hizmet süreleri toplamının aylık,(emeklilik, malullük, yaşlılık veya ölüm aylığını) bağlanmasına yeterli olmaması halinde, hizmetler birleştirilmeyecektir.
-Hizmetlerin birleştirilmesinde, 1 ay 30 gün sayılır.
-Borçlanma kanunlarına göre borçlanılan ve primi ödenen süreler, askerlik borçlanması süreleri, grev ve lokavtta geçen ve borçlanılan süreler, yurt dışındaki hizmetlerin değerlendirilmesi suretiyle borçlanılan süreler de hizmet birleştirmesinde dikkate alınmaktadır.
-Hizmet birleştirmesi sonucu T.C. Emekli Sandığı’na tabi olarak geçen hizmetler dikkate alınarak SSK tarafından bağlanacak aylıklarda, T.C. Emekli Sandığı’nca bildirilen fiili hizmet zammı sürelerinin prim ödeme gün sayısına ve ayrıca sigortalılık süresine eklenmesini kararlaştırmıştır.

Hizmet Birleştirilmesi Zorunlu mudur?
Daha önce belirttiğimiz üzere; hizmet birleştirilmesi emeklilik için gereken gün ve hizmet süresinin ikmal edilmesi maksadıyla yapılır. Ancak kişinin sadece bir Kurumdan emekli olabilecekken örneğin SSK’dan emeklilik şartları sağlamışken sırf son yedi yıldaki Bağ-Kur sigortalılıktaki fazlalılık nedeniyle emekliliğin geciktirilmesi haksızlıktır. Bu konuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “2829 Sayılı Yasanın amacının hiçbir kurumdaki hizmeti aylık bağlanmasına yeterli olmayan sigortalı ve hak sahiplerine aylık bağlanmasını sağlamak” olduğunun ve “2829 Sayılı Yasa’dan yararlanabilmek için kişiyi tüm sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmet sürelerini birleştirmeye zorlamanın sosyal güvenlik sistemi ve yasanın amacı ile bağdaşmadığının” vurgulandığı 2002/21-132 Esas ve 2002/139 no’lu kararı güzel bir emsal karardır.

Ersin UMDU
aktifhaber.com

Bir önceki yazımız olan Hangi Hallerde İşçilerin Yazılı Rızası Alınmalıdır? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

4 thoughts on “Emeklilikte Son 3,5 Yılın Önemi ve Hizmet Birleştirmesi

  1. MUSTAFA EMRE

    SOSYAL GÜVENLİKTE ÜLKEMİZİN GERÇEKLERİ. Sosyal Güvenlik Uygulamalarının yasaya ve Hukuka uygun bir şekilde yapılmasının temel ve en önemli gerekçeleri; Adaletli bir uygulama biçiminin ortaya konulması ve halkın kendi Anayasasında belirleyip kabul ettiği, Anayasa hükümlerinin yerine getirilmesi,toplumda uygulamalarla ilgili güven ortamının sağlanması, eşitlik ilkelerinin zaafa Uğramadan yasa ve hukuk güvencesi ve teminatı altında korunması gelmektedir.Ülke insanımızın yaşam biçiminin toplumsal düzendeki yerinin işleyiş kuralları, yine hukukun vazgeçilmez üstünlük ilkesinin korunup,ona sımsıkı sarılarak sağlandığı temel kurallara ve kavramlara dayanmaktadır.Özgürlükçü Demokrasinin kuralları da; var olması gereken Sosyal Hukuk ilkelerinin ışığı altında, Anayasal hak ve kazanımlarımızın elde edilebilmesinde, sistemin işleyiş kurallarının sağlıklı bir biçimde sağlanmasına bağlıdır.Çünkü;Demokrasi halkın kendi kendisini idaresi etmesi demektir.Bununda Kurallarını kendi Anayasasında belirlemiştir.Bireylerin özgürlüğü ve kazanımlarının sağlanmasında üç temel husus sistem İçerisinde mutlaka gerçekleşmedikçe, bu özgürlük ve kazanımların elde edilebilmesi mümkün değildir.Bu üç temel esas; Yasama,Yürütme ve Yargı erkinin etkin çalışma esaslarıdır. Toplumun kendi Anayasal ve yasal haklarının kullanılmasında ki yöntemin işleyiş biçimi şudur:Bireyler şunu söyler;Benim için benim Anayasama uygun Yasa hükümlerini çıkarabilmek için yasama yetkisinin kullanıldığı parlamenter sistemde millet vekilini seçerek benim adıma yasa çıkar der,bununda yeri Yasama organıdır.Çıkardığın bu yasayı benim adıma uygulayacak hükümeti kur ve görevlendir ve aynı zamanda hükümeti denetleyerek Anayasama uygun bir biçimde işlemi takip ettir ,Bununda adı Yürütme Organı,Bu Organ Yanlış işler yaparsa güvensizlik oylarının çoğunluğuyla ile bu organda görev alanları görevden geri al ve yeni görevlendirme yap ve organı yenile,kendi seçtiği milletvekiline; senin yapacağın ve çıkaracağın yasalar hukuka aykırı olursa,Anayasamda var olan ve belirtilen Yargı organımın vereceği kararlara uygun yasal düzenlemeleri yeniden yap, yürütme organını da denetleyerek, hukuka ve yargı kararlarına uygun uygulama esaslarını yerine getirmesini sağla der.Millet adına; Hatalı uygulama yapan kişilerden hesap sorulması gereken bir sistemde Kurumların hatalı uygulama kararlarının denetim sorumluluğu da Yürütme erkinin sistemdeki etkinliğine bağlı olmaktadır.Yasa hukuka aykırı çıkarılarak,uygulama hukuka aykırı yapılarak bu şekilde sistemin devam ettirilmesi,Bireylerin hak kazanımları sistemin işleyişi içinde elde edilemeyip her defasında Yargı yolu gösterilerek, bireysel olarak hak kazanımları sağlanıyorsa, Demokratik sistemin içerisinde, Yasama ve Yürütme erkinin kendi kendisini sorgulaması gereği ortaya çıkmaktadır.Parlamenter sistemde Yürütme organı olan hükümetin yapacağı işler. Yasama Organının çıkaracağı Yasalara bağlı kalınarak ,etkin yaptırım kural ve esasları Demokrasi içerisinde uygulanmalıdır.Kaynak kullanımının yerinde uygulanamadığı ,eşit ve adil gelir dağılımının sağlanamadığı ,Hukuk kurallarının etkin işlemediği,Ekonomik ve sosyal konularda gerekli etkin planlamanın yapılamadığı,Otokontrol sisteminin etkin olamadığı bir sistem içerisinde, Sosyal Güvenlik gibi önemli bir konuda geleceğin umut ışıklarını uzaktan da olsa görebilmek mümkün olamamaktadır.Çünkü;Yukarıda belirtilen hususların etkin ve doğru uygulanamamasının ağır bedellerini yine ülkemizin her yurttaşı ödemekle karşı karşıya bırakılmıştır.Sosyal Güvenlik açıklarının ağır rakamsal değerleri Hazine üzerinde ağır yük oluşturmuş ve Sosyal Güvenlik primleri , işsizlik primleri gereği gibi değerlendirilemediği , Kayıt dışı ekonominin de yüksek oranda olduğu ülkemizde. çalışan kesimin insanca, onurlu yaşam koşullarında yaşayabilme olanağı tam olarak elde edilememiştir.Yıllardan beridir her defasında her zaman dile getirilen dokuz milyona yakın emekli, dul ve yetimin sorunlarının çözülmemesi ve çok düşük emekli maaşlarıyla geçinmeye çalışılması,bu kesimin yaşanılan hayatın ağır bedellerini nasıl ödediklerini herkes elbette kendi vicdanlarında mutlaka sorguluyor ve görüyordur. .Zaman zaman açıklanan Ülkemizin milli gelir rakamlarının, Yaşanılan hayatın acı Gerçeklerinden ne kadar uzak olduğunu anlamamak mümkün değildir.Yaklaşık kişi başı milli gelirin yıllık 10.000.- Dolar olarak açıklandığı ülkemizde, 16 milyona yakın her ailenin Anne,baba ve iki çocuklu dört nüfuslu bir ailenin , yıllık gelirinin 1.5 TL.dolar kuru üzerinden, Ülkemizdeki her ailenin yıllık gelirinin 60.000.- TL.(Altmış bin TL. önceki paramız ifadesiyle Altmış milyar TL..) olduğunu kabul etmek mümkün değildir.Ülkemizin böyle bir zenginliği varsa bu zenginliğin adil olmayan bir gelir dağılımı karşısında böyle bir zenginlik ne kadar bir anlam ifade edebilir pekte önemli değildir.Önemli olan bu zenginliği yaratan emeğin değerine verilen önemdir ve ülke ekonomisine emeğin yaptığı büyük katkıdır ve bu katkının karşısında milli gelirden aldığı paydır, önemli olan budur.Emekli çoğunluğunun yılda 6.000.- TL. ile 9.000.-TL lik aldığı yıllık milli gelir payları karşısında veya asgari ücretin aylık 600.-TL olduğu ülkemizde yıllık 60.000.- TL. dört nüfuslu bir ailenin gelirinden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü dört milyona yakın işsizin olduğu ülkemizde bir kişinin çalışarak kendisiyle beraber dört nüfusa baktığı ülkemizde açıklanan rakamlar karşısında, yaşanan hayatın gerçekleri bağdaşmıyor.Hiç kimse bu gerçekleri inkar edemez,ederse ülkemizin geleceğine haksızlık etmiş olur.Çünkü; ülkemiz işçisiyle,köylüsüyle ,memuruyla,esnafıyla,zengini ile yoksuluyla birlikte bu ülkenin kazanımlarını birlikte sağlamış,özgürlüğünü de bağımsızlığını da birlikte omuz omuza mücadele ederek elde etmiş ve bu günlere gelinmiştir.Herkes birbirini koruyacak, herkes birbirini sevecek,herkes ortak paydalarda birleşecek ve geleceğe umutla çalışarak herkes için rahat bir yaşam tarzı imkanlarını sağlayarak yaşamaya gayret edeceğiz. Toplum; YASAMA-YÜRÜTME-YARGI organlarının görev yetki ve sorumlulukları benim Anayasamda yazılı olup,bu görev yetki ve sorumluluklar kendi içerisinde Organların birbirine karşı olan sorumlulukları çerçevesinde, yerine getirme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunmaktadır der. Bireylerin hak ve kazanımlarının sağlanmasının en büyük teminatı kendi Anayasası olup; Yasama organının çıkarttığı yasa hükümleriyle ve Yargı Organının vermiş olduğu nihai İçtihat karar hükümleriyle mümkün olabilmektedir.Gücünü hukuktan Anayasadan ve yasadan almayan hiçbir yetki kullanımı Özgürlükçü Demokratik sistem içerisinde mümkün değildir.Sağlıklı bir toplum düzenin oluşması da bireylerin eğitimli, bilinçli kendi hak ve kazanımlarına sahip çıkabilen aydın toplum yapısının oluşmasının sağlanmasıyla ,görev yetki ve sorumluluklarının bilincinde olmak ve yerine getirmekle mümkün olabilir.Kendi kendisini denetlemeyen bir toplum,kendi toplum düzenindeki yaşam biçiminde huzurlu ve mutlu bir geleceğin elde edilebilmesinde ve sağlanmasında sıkıntılar yaşar. Yasa hükümlerinin uygulanmasında , uygulama sırasında yasa hükümlerine aykırı bir şekilde İşlem yapılarak haksız uygulama sonuçlarının ortaya konulduğu bir sistem içerisinde ,hak kazanımlarının elde edilebilmesi için hukuk davalarının açılarak yargı yoluyla kazanımlar Ancak mümkün olabilmektedir.Bir Yasa hükmünün farklı uygulanması sonucu açılmış bulunan Bir hukuki davada ;Yargı karar hükmü, davacı lehine nihai İçtihat karar hükmü olarak sonuçlanmış ise ,böyle bir karar hükmünden sonra, emsal teşkil eden karar hükmüne aykırı bir Şekilde, aynı konuda yeni taleplere karşı, Kurumun yine olumsuz sonuç doğuracak hukuka aykırı işlem yapması mümkün değildir.Milyonların haklı taleplerinin söz konusu olduğu bir Sosyal Güvenlik Kurumunun bünyesi içerisinde, haksız uygulama yapanlardan hesap sorulamayan ve Kurum tarafından gerekli yaptırımlar yapılamayan bir sistem içerisinde; mağdurların sayısı elbette artacak,mağdurlar yine milyonlar olacaktır.Bu nedenlerle yüz binlerce dava dosyasının açılarak, hukuki davaların açılmasına sebep olanlar, Yüce Yargıyı ağır iş yükü altına sokanlar,ne vicdani sorumluluklarının ve nede görevsel sorumluluklarının gereğini yerine getirmediklerinden hiçte rahatsız oldukları görülmediği gibi,kendileri hakkında hukuki ve idari yaptırımların ortaya konulması hususunda da Kurumun gerekli işlemleri yaptığı hususu pekte duyulmadı.Konuşulması gereken asıl şey şudur;Çıkan yasa hükmü hukuka Uygun mu,Hukuka uygun olan bir yasa hükmü doğru uygulanmış mı,doğru uygulanmamış ise sebebi nedir,sebebi yasa hükmünün farklı uygulanması mı, yoksa ;Yasa hükmünün hukuka aykırı bir yönümü bulunmaktadır.Yasa hükmünün hukuka aykırı bir yönünün bulunduğu hususunda yüce Yargının içtihat karar hükmü oluşmuş ise,bu içtihat karar hükmü doğrultusunda yasa hükmünün yeniden düzenlenerek, hukuka uygun hale getirilmiş midir.İşte konuşulması,tartışılması,araştırılması gereken hususlar bunlardır.Tüm bu belirtilen hususlar hakkında bir tavrın,bir gayret ve çalışmanın ortaya konulamadığı bir sistem içerisinde,geleceğe Umutla ve güvenle bakabilmek, huzurlu ve mutlu olabilmek mümkün değildir.Çünkü ateşin düşüp yaktığı yerde yeşeremeyen otlar ,oksijen verecek gücü kendinde bulup ta yaşamamız için gerekli olan oksijeni, haksızlığı yapanlara da, haksızlığa uğrayanlara da veremez.Bu nedenlerle Demokrasiyi ve Sosyal Hukuk sistemimizi korumak hepimizin en başta gelen asli görevi olup,görev, yetki ve sorumluluklarımızın birbirinden ayrılmaz birer bütün olduğunu bilerek yaşamaya gayret edelim. Şu husus çok iyi bilinmelidir ki ( Doğruları yanlış yapan,yanlışların doğru olduğuna hükmedilip karar verilirse ,hangi hukuk düzende hakların elde edilmesi sağlanabilir ki.!) Yaşananlar Yaşanacakların tabanını oluşturuyor ise;Yaşanan Günlerin Yaşanacak Günlere Ayna olmadığını kimse söyleyemez ,Aksi halde ; o aynada kendisini göremeyenler;Hakkında, Hukukunda,Adaletinde değerini anlamakta zorlanırlar. Ne mutlu Hukukun Üstünlüğü ilkesinin vazgeçilmez olduğunun bilincinde olanlara ve Ne mutlu aydınlık bir gelecek için ,mutlu bir yaşam biçimin sağlanmasında gayret edenlere. 23.08.2011 MUSTAFA EMRE SM-İktisatçı

  2. selim paşa

    vicdan ve cüzdan arasına sıkışan kişiler kanunları yapıcı değil yıkıcı olmuştur.hukuk herkese lazımdır.devlet işlerinde çalışan tembel bilgisiz kafalarına göre takılan cahil insanlarlarla dolmuşturbu cahil insanlar önlerindeki hukuk kararlarını bile doğru anlayıp uygulayamıyor.kocaeli SGK daki kurumda bunlardan çok var.akşama kadar laflamak.oturup devletten maaş alan çok.isteğe bağlı bağkuru 1260 gün diye emekli etmedikleri kişiler var emekliliği hak etmiş insanlar emekli olamıyor neymiş efendim son 7 yıl şartı.isteğe bağlı bağkura 1260 gün ödemişsin emekli olamazsın 1260 günde ssklı işte çalışman lazım dediler sizin değerli yazılarınızı okuyorum teşekürler.ben bir aile babası olarak zor durumdayım.eşimle aram açıldı yaş 50 işde bulamıyorum ne yapacağımıda şaşırmış durumdayım.rumuz selimpaşa.

  3. MUSTAFA EMRE

    << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2009/2765 Karar Numarası: 2010/587 Karar Tarihi: 25.01.2010 >>

    << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2007/23655 Karar Numarası: 2008/15053 Karar Tarihi: 06.10.2008>>

    << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2009/15477 Karar Numarası: 2009/16702 Karar Tarihi: 21.12.2009>>

    <<YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 1993/10-413 Karar Numarası: 1993/559 Karar Tarihi: 06.10.1993>>

    <<YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 2000/21-992Karar Numarası: 2000/1004 Karar Tarihi: 14.06.2000 >>

  4. MUSTAFA EMRE

    HERKES HESABINI DOĞRU YAPMALI.! Anayasamızın 138.maddesi ve 90.maddesi,2829 sayılı Hizmet Birleştirme yasasının 8.maddesinin ilk paragrafı,Almanya ile yapılan sosyal Güvenlik sözleşmesinin 29.maddesi,Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 2008-2009-2010 yılları temyiz karar hükümleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1993 ve 2000 yılları içtihat karar hükümleri karşısında; Sosyal Güvenlik Kurumunun emeklilik Tahsis işlemlerinde isteğe bağlı sigortalılık sürelerini son Yedi yıl kuralında fiili hizmetten sayarak,maaşın hangi statüye göre bağlanacağı konusundaKarar vererek, tahsis taleplerinin kabulü veya reddi yönünde işlem yapması;Anayasa,Sosyal Güvenlik Yasası ve Uluslar arası Sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil eden böyle bir uygulamanın devam edilmiş olması ve bu uygulamanın yanlışlığı konusunda;Yüksek Yargının İçtihat karar hükümlerine rağmen son yedi yıl kuralında isteğe bağlı Sigortalılık sürelerinin fiili hizmetten sayılarak ,son yedi yıllık süreye dahil edilemeyeceği,Ancak; isteğe bağlı sigortalılık sürelerinin emeklilik toplam pirim gün sayısı tespitinde toplama dahil edilebileceği ,Yargıtay karar hükümlerinde açıkça belirtilmiş olmasına rağmen,Kamuoyunda , basın ve yayın organlarında,isteğe bağlı sigortaya son yedi yılda 1240 günden Fazla pirim ödemeyiniz şeklindeki beyanların ne kadar doğru olup olmadığı hususunun beyanda bulunanlar açısından ve kurumun kendi uygulamaları açısından, kendilerince Sorgulanması gerekmektedir.Kamu tüzel kişiliği olan bir kurumunun Anayasa ya,Kanuna ve Yüksek Yargının karar hükümlerine aykırı iş ve işlem yapması açıkça Anayasa nın 138 maddesine aykırı bir tutum sergilemekte ve suç unsuru oluşturmaktadır.Hukuka aykırı bir Durumun varlığı ortada iken,yasama ve yürütme organının Anayasamızın 138. maddesininAmir hükmünü tüm çalışanlar açısından, Hukukun üstünlüğü ilkesinin vazgeçilmezliği karşısında, ilgili kurumun uygulamalarını denetlemelidirler.Bu görev Anayasamızın amir hükmü olup yerine getirilmelidir. << Doğruları yanlış yapan yanlışların doğru olduğuna hükmedilip karar verilirse;Hangi hukuk düzeninde hakların elde edilmesi sağlanabilir ki.!>> Hukukun üstünlüğünün prensipİlkesi; herkesin vazgeçemeyeceği en temel prensip ilkesi olmalıdır.Bu ilkeler, çalışan Bir kalp, alınan bir nefes kadar hayati önem arz etmektedir.Saygılarımla, 04.03.2011 MUSTAFA EMRE SM

    << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2007/23655 Karar Numarası: 2008/15053 Karar Tarihi: 06.10.2008>> HİZMETLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ 2829 s. HizmetBirleştirmeK/8 ÖZETİ: Kanunda birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca kendi mevzuatına göre aylık bağlanacağını belirtilmiştir. Kanunda “filli hizmet” süresinin esas alınacağı özellikle vurgulanmış olup isteğe bağlı sigortalılık sürelerinin fiili hizmet süresinden sayılmayacağı açıktır.>> ——————————————————————————————————————————————————————– << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2009/15477 Karar Numarası: 2009/16702 Karar Tarihi: 21.12.2009>> YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ KARARI 2829 s. HizmetBirleştirmeK/3, 4,7, KARAR <<1.1.1997 tarihleri arasında 360 gün 2925 sayılı Yasa’ya tabi, 13.12.1996-31.7.2002 tarihleri arasında 1840 gün 1479 sayılı Yasa’ya tabi, 1.9.2002-30.4.2003 ve 1.11.2003-31.8.2006 tarihleri arasında toplam 1260 gün isteğe bağlı SSK sigortalısı olan, 31.8.2006 tarihinde Sosyal Sigortalar Kurumundan yaşlılık aylığı, talebinde bulunan davacıya 506 sayılı Yasa hükümlerine göre aylık bağlanıp bağlanmayacağı noktasındadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 2829 Sayılı Yasanın 8. maddesidir. Anılan maddeye göre birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere; son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, hizmet sürelerinin eşit olmaması halinde ise eşit hizmet sürelerinden sonuncusunun tabi olduğu kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanacağı bildirilmiştir. İsteğe bağlı sigortalılık süresi fiili hizmet süresinden sayılmayacağından son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde fiili hizmet sürelerinden fazla olan kurumca aylık bağlanması hükmü de nazara alınarak sonuca gidilmesi gerekir. Davacının son yedi yıllık fiili hizmet süresinin toplamı olan günün içinde fiili hizmet süresi fazla olan Kurumun Bağ-Kur sigortalılığı olduğu, başka bir anlatımla davacının aylık bağlanmasını istediği 31.8.2008 tarihinden geriye doğru yedi yıllık fiili hizmet süresi toplamı olan 2520 günün içinde fiili hizmet süresi 1260 günden fazla olan fiili hizmet süresinin Bağ-Kur’a tabi olduğu halde mahkemece SSK’ndan aylık bağlanması yönündeki istemin kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.12.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi. >> << YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2009/2765 KararNumarası: 2010/587 Karar Tarihi: 25.01.2010 >> YARGITAY 21. HUKUK DAİRESİ KARARI 1479 s. Bağ-KurK/Ek19, Gç26 2829 s. HizmetBirleştirmeK/8 5510 s. SSGSSK/Gç17 KARAR <> <> TESPİT DAVASI HİZMET TESPİTİ FİİLİ HİZMET YILI YAŞLILIK AYLIĞI 506 s. SSK/79 ÖZETİ: Dava, hizmet tespiti ve Kurumca yaşlılık aylığı bağlanması istemlerine ilişkindir. Bu husus dava dilekçesinin içeriğinden açıklıkla anlaşılmaktadır. Ancak, bu isteklerin birlikte, aynı davada görülüp sonuçlandırılması mümkün değildir, önceliğin hizmet tespiti istemine verilmesi zorunludur. Zira, diğer koşulların gerçekleşmesi yanında 2829 sayılı Yasanın 8. maddesi hükmüne göre, bir kimsenin muhtelif sosyal güvenlik kurumlarına tabi hizmetleri mevcutsa, son yedi yıl içerisinde, fiili hizmet süresi en fazla hangi kurumda geçmişse, kişiye, o kurumca aylık bağlanır. Yedi yıllık hizmet süresinin tespitinde takvim yılı değil, dolu olarak çalışılan fiili hizmet yılının esas alınacağı kuşkusuzdur. Ancak, bu sürenin tespiti için de öncelikle, davacının hizmet tespitine ilişkin talebinin sonuçlandırılması isteğin olumlu neticelenmesi durumunda, primlerinin yatırılmasının temini ve değerlendirmenin ona göre yapılması icabeder.>> ———————————————————————————————————————– <> HİZMETLERİN BİRLEŞTİRİLMESİ YAŞLILIK AYLIĞI 2829 s. HizmetBirleştirmeK/8 << DAVA: Taraflar arasındaki “tesbit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 1. İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 25.2.1999 gün ve 1998/1083 E – 1999/79 K. sayılı kararın incelenmesi davalı SSK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 29.6.1999 gün ve 1999/4964-5308 sayılı ilamı ile; ( …Mahkemece, davacının Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğine karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir. Davanın yasal dayanağını oluşturan 2829 Sayılı hizmet birleştirme yasasının 8. maddesi hükmüne göre birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgiliye yaşlılık aylığı bağlanması durumunda son 7 yıllık fıili hizmet süresi içinde fiili hizmet süresi fazla olan kurumca yaşlılık aylığı bağlanması öngörülmüştür. Dava konusu olayda davacının geriye doğru 7 yıllık hizmet süresi içerisinde SSK’na 1112 gün olup Bağ-Kur’daki süre daha fazla bulunmaktadır. Şu duruma göre davacıya 1.5.1998 tarihi itibariyle Bağ-Kur’dan maaş bağlanması gerekirken SSK’dan aylık bağlanması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: HUKUK GENEL KURULU KARARI Dava, Bağ-Kur sigortalılığının bitim tarihinin, SSK, sigortalılığının başlama tarihi ve geçerli olduğunun ve davacının yaşlılık aylığına hak kazandığının tesbiti istemine ilişkindir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık davacının son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde hangi davalı kurumdaki fiili çalışma süresinin daha fazla olduğu, buna bağlı olarak davacıya hangi sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı bağlanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dosyadaki mevcut belge ve bilgisayar dökümlerinde davacının SSK’na tabi fiili çalışma süreleri farklı olarak belirtilmiştir. O nedenle hükme yeterli bulunmamaktadır. Bu durumda davacıya ait SSK. şahsı sicil dosyasında mevcut dört aylık prim bordrolarının 1992 tarihinden sonrakilerin getirilmesi 1992 yılından sonra SSK’na tabi fıili çalışma süresinin kesin olarak saptanması suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı SSK. Genel Müdürlüğü vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 14.6.2000 gününde, oyçokluğu ile karar verildi. >> ————————————————————————————————————————————————————————- << YARGITAY HUKUK GENEL KURULU Esas Numarası: 2002/10-21Karar Numarası: 2002/70karar Tarihi: 13.02.2002 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı2829 s. HizmetBirleştirmeK/5506 s. SSK/108, Ek14 ”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦ HUKUK GENEL KURULU KARARI Davacının Almanya Federal Cumhuriyeti’nde 7.5.1973 ile 30.9.1982 tarihleri arasında çalıştıktan sonra yurda kesin dönüş yaptığı, 9.11.1984 tarihinde, Alman sosyal güvenlik kuruluşuna ödemiş olduğu, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerini geri aldığı, Türkiye’ye dönüşünden sonra 1.10.1990 tarihinde zorunlu Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalılığı nedeniyle Kuruma tesçil edildiği, 28.12.1990 tarihli talebi üzerine Sosyal Sigortalar Kanununun 85. maddesine göre 1.1.1991 tarihi itibariyle isteğe bağlı sigortaya tescilinin yapıldığı, 1990 yılında 90 gün, 1991 yılında 30 gün zorunlu sigorta primi ödediği, Türkiye’deki sigortalılık süresi ile prim ödeme gün sayısının yaşlılık aylığı bağlanmasıria yetmediği, Federal Almanya’da ilk defa çalışmaya başladığı 7.5.1973 gününün sigortalılık başlangıcı olarak tespitine karar verilmesini istediği, dava dilekçesine göre, aylık bağlama isteminin bulunmadığı dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦”¦ Öbür yandan, sözleşmenin 29. maddesi bir bütün olarak uygulandığı taktirde, ( b ) bendine göre, davacıya kısmi aylık bağlanması gerekecektir. ( bj bendinde, ”…kendi mevzuatına göre geçen prim ödeme sürelerinin toplamına olan oranına uyan kısmını hesaplar, bu şekilde hesaplanan aylık veya gelir meblağı, gereği halinde, Türk mevzuatında öngörülen en düşük aylık veya gelir düzeyine çıkartılır” hükmünü taşımaktadır”¦”¦>> ————————————————————————————————————————————————————————- T.C.ANAYASASI: <<ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yargı I. Genel hükümler A. Mahkemelerin bağımsızlığı MADDE 138.– Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Görülmekte olan bir dava .hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.> D. Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma MADDE 90.– Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur. Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşma-ların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz. Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır. ———————————————————————————————–

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>